Anma Programı 2008 / Yâd-ı Farûki

Özlenen Rehber Dergisi ve Farûkiye İlim Araştırma ve Yardımlaşma Vakfı 'nca tertip edilen, kurucu başkanımız Abdullah Farûki el-Müceddidi hz.leri nin vuslatının 9.yılı anma proğramı , vakıf yönetim kurulu başkanımız Sayın; Muzaffer YALÇIN Hocaefendi nin ve tüm sevenlerinin katılımlarıyla 11 Aralık 2008 Perşembe günü büyük bir coşku ve aşkla gerçekleştirilmiştir. ardından unutulmaz hatırâtıyla sona erdi.


Özlenen Rehber  Dergisi ve Farûkiye İlim Araştırma ve Yardımlaşma Vakfı 'nca tertip edilen, kurucu başkanımız  Abdullah Farûki el-Müceddidi hz.leri nin  vuslatının 9.yılı anma proğramı , vakıf yönetim kurulu başkanımız  Sayın; Muzaffer YALÇIN Hocaefendi nin ve tüm sevenlerinin katılımlarıyla 11 Aralık 2008 Perşembe günü büyük bir coşku ve aşkla gerçekleştirilmiştir....

  Anma proğramının  seyri   şöyle devam etmiştir...

 Editörden……

 Özlenen Rehber Dergisi ve Farukiye Vakfı, değerli alim ve arif Abdullah Faruki el-Müceddidi Hazretlerinin Cenab-ı Hakk’a vuslatının 9. sene-i devriyesinde, Üstadımızın medfun bulunduğu Ankara ilimizde bir anma etkinliği düzenledi. 11 Aralık 2008 Perşembe günü, Afitab Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa güzel yurdumuzun dört bir tarafından katılan güzel insanlarla rahmet ve muhabbet dolu, hasret ve hüzün yüklü bir yâd-ı cemil nasip oldu. Salihlerin anıldığı meclislere rahmetini inzal buyuran Rahmet-i Rahman’a sonsuz hamd u senalar…

 Sunuculuğunu Abdurrahman Özcan’ın yaptığı program, şu manalı girizgahla takdim edildi: “ Bu tip programlara başlarken çok beliğ ve veciz sözler söylenir. Ki program bu sözlerle daha bir anlam kazansın. Fakat, biz çok fazla söz söylemeyeceğiz burada. Sadece bizim için çok kıymetli olan o ismi zikredeceğiz: Abdullah Farukî el-Müceddidî Hazretleri!.. Onu anmaya, Onu anlamaya, Onu yâd etmeye, Ona şükranlarımızı sunmaya hoş geldiniz, sefalar getirdiniz!”

 

 

Hafız Eyüp ÖZBERK Hoca… Yâd ettiğimiz Rahmetli Üstadımızın da anlayışı üzere programın açılışı öncelikle Kur’an-ı Kerîm tilavetiyle başladı. En’am Suresinin son ayetleri gönüllere şifa tilavetiyle, Hafız Eyüp Özberk hocamızdan sükûnet ve huzur içinde dinlendi. Hocamızın tilavet buyurduğu âyet-i celiler dikkat-i câlip idi. Ayetler Sevgili Peygamberimizin şahsında, Onun varislerini de tasvir eder nitelikte idi. Hafızımızın okuduğu fermân-ı ilâhi’den bazı kesitler şöyle idi:

 De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.

 De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.

O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.

 De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben ondan başka Rab mi arayacağım? Herkesin kazanacağı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Ve O, uyuşmazlığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir. (En’am, 6,160-164)

  Yakup YÜKSEL…Kur’an tilavetinin ardından Yakup Yüksel kürsüye davet edildi. Yakup Yüksel, Efendi Hazretlerinin bir mürşid-i kamil olarak Hakk’ı ve hakikati öğretmedeki gayretlerinden ve yöntemlerinden bahsetti. Abdullah Farukî el-Müceddidî Hazretlerinin sadece bir edebi, bir sünneti, Cenab-ı Hakk’ın bir hükmünü öğretmek için dahi birçok seyahatler düzenlemekten geri kalmadığını, eğitim ve öğretim için önüne gelen her fırsatı değerlendirdiğini belirten Yüksel Beyefendi, Üstad Hazretlerinin eğitim metodlarından bazılarını şu şekilde ifade etti: “…Efendi Hazretleri, anlatma, soru-cevap, örnek uygulama, tekrar gibi çeşitli eğitim öğretim metodlarını yerli yerinde en başarılı bir şekilde kullanmıştır. Onun haftalık mutat olarak düzenlediği sohbetleri de başlıbaşına bir eğitim ve öğretim faaliyeti idi. Sohbetlerinde, hadis, akaid ve fıkıh ilimlerine mutlaka yer verilir; bunların akabinde tasavvufî konulara da değinilirdi…”

 Yakup Yüksel, Mübareğin sohbet usûlünü ise şu şekilde anlattı: “Abdullah Farukî el-Müceddidî hazretleri her sohbetine sözlerin en güzeli Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlardı. Ardından meşhur hadis eserlerinin birinden bir bölüm okunur, gerekli yerlerde gereken açıklamalarda bulunurdu. Şayet okunan hadis-i şerif, daha önceden bilinen ve ahlak olarak da tatbik edilen bir hadis-i şerifse sonraki hadise geçilirdi. Eğer ilk defa işitiliyorsa ve öğreniliyorsa diğer hadise geçilmezdi. Ve kendisi şöyle derdi: ‘Tamam oğlum, sonraki hadisi okuma! Zira bugün yeni öğrendiğimiz bu hadis-i şerifteki sünnetleri uygulayacağız.’ Efendi Hazretleri, Kur’an ve Hadis sohbetlerinin ardından ehl-i sünnet itikadını konu alan bir eserden iman esaslarının konu alan bir konuyu veya Hanefî fıkhına uygun bir ilmihal kitabından fıkhî bir meseleyi ele alırdı. O, sohbetlerini azamî olarak kaynak eserlerden yapmaya özen gösterirdi. Sohbetin sonunda konuyla alakalı sorular varsa cevaplar; işlenilen konunun herkes tarafından azamî dikkatle dinlenilmiş ve öğrenilmiş olmasına dikkat ederdi…”

 Rahmetli Üstadımızın, fıkhî konular içerisinde özellikle namaz üzerinde ısrarla durduğunu, hadis öğretmedeki üstün gayretlerini, hadislerin Arapça orijinal halleriyle ezberletilmesini teşvik ettiğini, hatta bununla ilgili hadis yarışmaları tertiplediğini, öğrencilerine sohbet ettirerek cesaretlendirdiğini, hafızlara ayrı bir değer verdiğini belirten Yakup Yüksel, Rahmetlinin, dergi çıkarttığını, kitaplar yazdığını, eğitim faaliyetlerinin hayatının her safhasına, seyahatlerine, ticaretine hatta katıldığı düğün merasimlerine dahi yansıttığını şahid olduğu bazı olayları da örnek vererek anlattı.

Hafız Mehmet  ÖZ Hoca…Daha sonra, Efendi hazretlerinin hizmet anlayışını anlatmak üzere mikrofana davet edilen Hafız Mehmet Öz, Üstadımızın “Ya Rabbi! Ömrümü uzun eyle, ama ömrümün uzun olmasını çok yaşamak için değil; bu dine daha fazla hizmet etmek için istiyorum!” şeklindeki duasını hatırlatarak söze başladı. Rahmetli Efendimizin, hizmette kendisine örnek olarak başta Rasulullah Efendimizi (s.a.v.) ve sahabeyi aldığını, sahabenin ise fedakarlık ve sadakatlerine ayrı bir önem atfettiğini, dolayısıyla hizmet ehlinin iki vasfının “fedakarlık ve sadakat” olması gerektiğini; tutulan yerin el kopsa da bırakılmaması gerekliliğini, Musab b. Umeyr’in (r.a.) Uhud harbindeki teslimiyetine teşbih ederek anlatan Öz, Efendi Mübareğin hizmet nazariyesinin en geniş manada şu şekilde olduğunu söyledi: “Onun hizmet anlayışı en geniş anlamda Allah’ın iman ve itaat kapısından kaçan kullarını yine Hakk’ın kapısına rücû ettirmek, Allah ve Rasûlünün muhabbetini onların kalplerine nakşetmek olduğu gibi; mescidin tozlarını almak ve ihvan kardeşine bir bardak su ikram etmek gibi çoklarının küçük gördüğü hususları da onun hizmet ufkunun dâhilindeydi.”

 Hizmette asıl olanın ihlâs olduğunu, ihlâsı ise Üstad hazretlerinin “İhlâs eşittir: aşk + edeb” şeklinde formule ettiğini belirten Öz, Rahmetlinin, hizmetin ancak sevgiyle yapılmasını, bunu yaparken de edep dairesinden çıkılmamasını tenbih ettiğini anlattı.

 Efendi Hazretlerinin, hizmetlerinde düzene, tertibe, devamlılığa azamî dikkat ettiğini söyleyen Mehmet Öz, merdivenleri çıkacak takatinin kalmadığı günlerde dahi sohbetleri bırakmadığını anlattığında duygsusal anlar yaşandı.

 Mübareğin hizmetlerinin Mekke dönemi ve Medine dönemi olmak üzere ikiye ayrıldığını ve artık Medine döneminin başladığını, dolayısıyla hizmette bahanelerin artık kabul görmeyeceğini anlatan Öz, bu dönemin bir hizmet dönemi olduğunu, mübarek üstadımızın anlayışı ve gayreti üzere hizmet edilmesi gerektiğini ifade etti. Ve sözlerini Üstadından öğrendiği bir dua ile bitirdi: “Rabbim! Yolumuzu ihlâslı kimselerle takviye eyle! Bizi de ihlaslı kimselerden eyle!..”

 Mehmet Öz’ün konuşmasından sonra Abdullah Farukî el-Müceddidî hazretlerinin hikemlerinden bazı pasajlar okundu ve Farukî İlahî Grubu’ndan birbirinden güzel ilahiler güldestesi dinlendi.

Mehmet YALÇIN Hoca… İlahîlerden sonra kürsüye gelen Mehmet Yalçın, Abdullah Farukî hazretleriyle yaşamış oldukları hac hatıralarından bazılarını anlattı. Duygusal anların çokça yaşandığı konuşmasında Allah dostlarıyla beraberliğin öneminden bahseden Mehmet Yalçın, Rahmetli Efendiyle 13-14 senelik beraberliklerinde birçok seferlere katıldığını, bu seferler içerisinde ise en önemli beraberliklerinin hac yolculuklarında olduğunu ifade etti. İlk olarak 1990 senesinde beraberce hacca gidip o kutsal beldelerdeki atmosferi birlikte teneffüs ettiklerini belirten Mehmet Yalçın, o zamanlar kara yoluyla gittikleri için Bağdat’ta Abdulkadir Geylani (k.s.) hazretlerine uğradıklarını ve orada cereyan eden ibretlik bazı hadiseleri yaşadıklarını anlattı. Sonra Zamanın Sultanı’yla beraber yaptıkları tavafların güzelliğinden, Arafat’ta yaşadıkları zikir hatırılarından bahsederken göz yaşlarına hakim olamayan Mehmet Yalçın, Medine ziyaretleriyle ilgili bazı sözleri şöyleydi: “Mübarek Efendi hazretlerinin, Rasul-i Kibriya’ya karşı olan sevgi ve saygısı tarife sığmıyacak derecedeydi elhamdülillah. Ve bizlere de bu edebi ve ahlakı alıştırmanın gayreti içerisindeydi. Bizi hiçbir zaman kendi başımıza bırakmadı. Hep beraber olmayı, beraber hareket etme anlayışını en güzel şekilde orada tatbik etti. Eksiklerimiz olduğu zaman da hemen ikaz ederdi. Ferdî ve keyfî hareketlerden bizi menederdi…”

                                             Necati YÜKSEL…       Daha sonra da, 53 yaşında Efendi hazretleriyle tanışma şerefine erdiğini belirten Necati Yüksel, Farukî hazretlerinden ilk ders aldığı zamanlardaki anılarını anlattı. Bir Cuma günü Cenab-ı Hakk’ın, Efendi Hazretlerine icâbet vaktinde dua etmesini nasip etmesine şahid olduğunu, imamın hutbeye çıkarken ayağa kalkıp ellerini açarak dua ettiğini anlatan Yüksel, Efendi hazretlerinin şu sözlerini nakletti: “Necati Efendi, bugün camide bir iş yaptım. Ama bunu mürşid-i kâmilimden duymadım, böyle yap diye. Hiçbir kitapta da okumadım, böyle yapılır diye. Kendim de ilk defa Havza da bu caminin içinde yapıyorum. Dikkatini çekmedi mi, niye sormuyorsun? Oğlum, Hz. Allah insan hayatında ölümü gizledi, bunu kendisi bilir, gizli. Kuran-ı Kerim’de ism-i azamı gizledi. Okursanız, hatmederseniz okumuş olursunuz. Ramazan-ı Şerif ayında Kadir Gecesini gizledi. Evet, 27. gecesinde alametler, rivayetler vardır; ama Allah Rasulü Tek gecelerde arayın” buyuruyor. Bir de Cuma var oğlum. Cuma’nın içinde bir saatlik çok şerefli onun deyimiyle söylüyorum eşref bir saat vardır. Bu eşref saat Perşembe günü ikindi de başlar, Cuma günü ikindiye kadar bu 24 saatlik zaman içerisinde bir saat. Hz. Allah bugün ilham etti oğlum, açtı bu fakire, imam efendinin hutbeye minbere harekete kalktığı saate tekabül etti. Allahu Teala ilhamla bildirdi ki oğlum yeryüzüne melekleri vasıtasıyla öyle rahmet, öyle feyiz, öyle bereketler indirdi ki buna tazim için ona hürmet için ayağa kalktım oğlum. Meleklerin çokluğundan da parmaklarımın uçlarına dikeldim ve elimi kaldırdığım zaman sana dua ettim oğlum. Havzaya dua ettim, size dua ettim ‘Ya Rabbi! Bu yolumu Havza’da da aç. Bu evlatlarımı da koru. Ya Rabbi, bunları cemaat haline getir, çoğalt!’ diye dua ettim.”

*************************************************************************************

                                                                          

 Muzaffer YALÇIN HOCAEFENDİ

 NecatiYüksel Beyefendinin konuşmasının ardından sahneye birbirinden manalı ilahileriyle Ömer Koçer geldi. İlahilerden sonra beklenen an geldi ve Abdullah Farukî hazretlerinin “Gönlümün Tercümanı” buyurdukları, Farukiye Vakfı Genel Başkanı ve aynı zamanda Özlenen Rehber Dergisi’nin başyazarı muhterem Mu zaffer Yalçın Hocafendi kürsüye davet edildi. Abdullah Farukî el-Müceddidî hazretlerinin, dost olarak nisbet edildiği zâtın Hazreti Allah olduğuna dikkatleri çekerek başladığı konuşması şöyleydi:

Bismillahirrahmanirrahim

 Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemin, ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ alihî ve sahbihî ecmain.

Bazı şeyleri anlatmak kolaydır; fakat gönül ehlini anlatmak oldukça zordur. Değerli kardeşlerimiz sevgilerini izhar ettiler, teveccüh buyurdular, Mübarek Efendim’i anlama noktasında bu kardeşinize büyük payeler ayırdılar; ama inşallah bu işin hakikatini herhalde ancak ebedî âlemde, bütün perdeler kalktığı zaman daha güzel idrak edeceğiz.

 Şu sevincimi sizlerle de paylaşmak istiyorum:

 Mübarek Efendim’in irtihalinin 9. yılında, kardeşlerimin burada Efendim’i anlatma hususunda göstermiş oldukları gayreti, Cenâb-ı Hakk’ın onların kalplerine bırakmış olduğu anlayışları ve Rahmetli Efendim’in vefat etmeden önce “Bugün Allah (c.c) emanetini almış olsa gözüm arkada kalmaz” sözünün kardeşlerimizde bu şekilde izhar olduğunu görmek, hamdolsun bizleri daha da bir mesut eyledi, elhamdülillah.

 Her şeyden evvel buraya, kendisini anmak için toplanmış olduğumuz Hz. Abdullah Fârûkî el-Müceddidî hazretleri, bir “Allah dostu”dur. Bunun idraki son derece önemlidir. Dost olarak nispet edildiği yüce Sultân-ı Lem Yezel, kâinatın sahibi olan Hz. Allah’tır. Bu vesileyle, anlaşılacak olan, “Allah dostu” olunca, gayretin de, idrakin de bu dostluğun kadrini anlayacak istikamette ve bu kuvvette olması lazımdır.

Malumdur, müteaddit defalar sohbetlerinde siz kardeşlerim de işitmişsinizdir - çünkü hep sizlerle beraber Efendim’i dinleyerek bugünlere geldik elhamdülillah - Rahmetli Efendim buyuruyordu ki: “İnsan çalışarak bu makama kavuşamaz.” Bir beşer gayret eder, sâlih amel sahibi olabilir, güzel ahlâk sahibi olabilir. Her mü’min, mü’min olmakla bir Allah dostudur, âmenna. Bizim ifade etmiş olduğumuz tabi ki, havassu’l-havassa has olan yakınlık nimetlerinin kendisinde en ileri derecede tezahür ettiği bir Allah dostudur. Veliyy-i A‘zam,  Mürşid-i kâmildir, irşada memur bir Allah dostudur.

 Efendi hazretleri: Bir insan, çalışarak Allah dostu olamaz, yakınlık nimetini kazanamaz; fakat bu nimeti kazananlar da hep çalışanlar içerisinden çıkmış”  diyordu. Bu sözünden mülhem olarak değerli kardeşlerim, Cenâb-ı Hakk’ın  kardeşlerimin de ifade ettiği gibi  bizlere bu zamanda böyle bir rehber-i sadık ve Güzel Peygamber Efendimizin ahlâklarının üzerinde tezahür ettiği böyle bir insanı nasip etmesi büyük bir lütuf. Benim bütün kardeşlerimden bu noktada anlaşılmasını çok arzu ettiğim husus şu ki; Hz. Allah’a açılan bir elin Cenâb-ı Hakk’tan “Lebbeyk kulum!” hitabını bulması ve şu zamanda Cenâb-ı Hakk ile bir irtibatı ve yakınlığı bulan bir kalbi bulmak… İşte bu çok zordur. Bu nimet, Hz. Allah’ın indinde sevdiklerine kendi lutuf ve ihsanıyla kullarının arasından çekip bahşetmiş olduğu bir nimettir. O yüzdendir ki değerli üstadım, mürşidim Hz. Abdullah Fârûkî el-Müceddidî hazretleri işte bu yakınlığın sahibi, Cenâb-ı Hakk’ın yakınlığının kalbine açık olduğu bir Allah dostu ve mütevazı bir kuldur elhamdülillah.

 Bizim tarafımızdan bunun anlaşılması ise Peygambere vekil ve varis olan bu Allah dostlarıyla Cenâb-ı Hakk’a yakınlık ilminin, Cenâb-ı Hakk’a olan büyük bir sevginin alışılması fırsatıdır. Eğer Allah vermezse bu kaçtığı zaman bunu geri getirmeye kimsenin gücü yetmez. Şu an sahip olduğumuz ne varsa bütün bunların hepsini infak etsek, tasaddukta bulunsak, bunların hiçbirisiyle Cenâb-ı Hakk’ın bu yakınlık kapısını açmaya gücümüz yetmez. Bu, Allah’ın bir hibesidir, bir nurudur ve onu dostlarının kalbine bırakır. Yakınlığını ve sevgisini kalbinde bulmayı murad ettiği kullara bir rehber, bir öncü olarak onları kılar ve o kullarla, o dostlarıyla da o salih kullarını kendisine çeker ve alır değerli kardeşlerim.

Bu yakınlık yolu sadece bir nefis terbiyesi ve tezkiyesinde bilmediğimiz bazı hususları öğrenme ve alışma yeri değil, doğrudan kulun kalbini Hz. Allah’a muhatap kılan bir yakınlığın kuvvetinin izhar olduğu bir yoldur. Bunu Allah vermezse ve bunu Hz. Allah (c.c) kullarına açmaz ise bunu bulmanın mümkünü yoktur.

İşte Mübarek Efendim bir Allah dostunu ve sözlerinin insanlar üzerindeki tezahürlerini ifade ederken, “Allah (c.c) dostlarının sözlerine nazar eder” buyururdu. Çünkü onlar, kalplerini Hz. Allah’a teslim etmişlerdir, Allah (c.c) onlarda başka hiçbir istek ve arzu bırakmamıştır… Rahmetli Efendim bu hususları akılların idrak edeceği çok latif ve güzel kelimelerle ifade ediyor idi.

Buyurdular ki: “Allah, dostunun sözüne nazar eder ve onun lisanından söz çıktığı zaman hedefini bulan bir ok gibi mü’min kulun kalbine tesir eder de onda tevhidin kuvvetinin açılmasına vesile olur”

Bir lisana bu kuvvetin tesir etmesi için, Kur’ân-ı Mübin’i bütün hâliyle şu derinizi kaldırsanız da içine yerleştirseniz, Allah (c.c) o Kur’ân-ı Kerim’le muradını senin sadrına açmadıkça, lisandan bu kuvvet ve hikmet üzere söz çıkmaz kardeşlerim.

Evimize misafir olduğu zaman, Cenâbı Hakk’ın bahşetmiş olduğu rızıklardan sofra hazırlanınca nimetlerin ziyadesi sebebiyle şükretti ve şu sözü söylemişti: “Allah (c.c) önce damaktaki lezzeti çekti aldı, sonra nimetlerini açtı.” Bu sözüyle aslında şunu ifade ediyordu: Cenâb-ı Hakk kulunun kalbinde kendisi dışındaki bütün maksatları ve sevgileri söküp aldı, sonra bütün nimetleri onun önüne yığdı. Hz. Allah’ın sevgi ve yakınlığını bu hâl üzere kalbinde bulan bir insan döner de artık dünya nimetlerine bakar mı? Bakmaz! İşte böyle bir Allah dostu

Yolunun hakikatini ifade ederken şunu söylüyordu Mübarek Efendim: “Bu yolda kula ne gelirse, Allah verir. Bizim yolumuzda kul kula bir şey veremez.” Mübarek Efendim bir Mürşid-i Kâmil, Evlâd-ı Rasûl, Rabbanî bir âlim, tevhidin idrakine sirayet etmiş olduğu Asrın Müceddidi’dir elhamdülillah.

 Bu nimetin kendisinde bulunduğu bir insan biliyordu ki, bir insanın ayağına diken batsa bu Allah’tandır. O yüzdendir ki, kendisiyle ilgilenmediği, artık eskisi gibi seyr-ü sülûk hallerimizi dinlemediği hususunda şikâyette bulunan bir kardeşimize, bir tebessümle vefatından az önceki bir dönemde şunları ifade etmiştir:

 “Mekke dönemi bitti oğlum, Mekke dönemi bitti.” Aslında bu sözleriyle irtihalini de bizlere haber veriyormuş Mübarek Efendim; ama biz yaşının 63’e… Ömrünün 63 yaşını ikmal ettiğini adeta unutmuş gibi, onun Peygamber Efendimize olan itaatındaki ve sevgisindeki kuvveti sebebiyle, ölümle onu yan yana getiremiyor idik. Hâlbuki Rahmetli Efendimi ilk tanıdığım zaman, henüz kendisine intisab etmediğim bir vakitte kardeşlerime şunu söylemiş idim: “Cenâb-ı Rasûlullah Efendimize bu kadar bağlı ve sevgi besleyen bir insanın korkarım ki, yaşı da Rasûlullah’a benzer”; ama ben, unutmuştum...

Allah ömrünü o şekilde ikmal etmeyi nasip etti elhamdülillah.

Değerli kardeşlerim! Onun sohbetlerini şöyle anlıyor ve idrak ediyorum ve de böyle buldum elhamdülillah ki insanda, Hz. Allah (c.c.) ve Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sevgisine ve itaatına engel olan nefsin taşımış olduğu ahlâklar vardır. Nefis tezkiyesinin gerekliliği ise malumdur...

 “Bir Allah dostunun dostluğu ve onun sohbetinin bereketi şudur ki, bir müminin kalbinde, onda yakınlık nimetlerine mani olan nefsi ahlâkları, bütün engelleri ve perdeleri kaldırır; kalbi yakınlık nimetiyle karşı karşıya getirir.” Bu; sözüne Cenâb-ı Hakk’ın nazar etmiş olduğu bir Allah dostunun, nazarla beraber lisanından dökülen ve menşei tevhidin idrakine sirayet etmiş olduğu bir lisandan dışarı çıkan bir söz ile mümkündür.

 Değerli büyüklerimin ve kardeşlerimin burada ifade ettiği gibi, gerek sohbetlerinde gerekse hayatının her bir kesiminde Hz. Allah’a yakınlık hâllerinin ayrı ayrı hadiselerle tecelli edişi, kalbinin Cenâb-ı Hakk’a karşı bir an olsun gaflet ile örtülmediğinin işareti idi. Allah’ın zikrine iştiyakı, “Allah’ın zikrini terk edenlerin gafillerden olduğunu” bildiren hükm-ü ilâhiye endişesinden dolayı kalbini Allah’ın zikrinden hiç uzak tutmamıştır. Bütün yolculuklarda, seferlerde kendisini hasta olarak ziyaret ettiğimiz zamanlarda bile hasta yatağının içerisinde Allah’ın zikrini şiar edinmiş ve şu sözüyle de bunu bize sevdirmiştir:

“Allah her insana bir sanat vermiş oğlum, bizlere de kendisini zikretme sanatını bahşetmiş” elhamdülillah.

 Allah’ım, bizim ömrümüzü de bizlere rehber kıldığı değerli Üstadımız, Efendimiz, Mürşidimiz Hz. Abdullah Fârûkî el-Müceddidî hazretlerinin yolunda zikr-i daim üzere ikmal etmeyi nasib eylesin inşallah.

  Onun vasiyetiyle de sözlerimi tamamlamak istiyorum. Yalnız, O’nun vasiyetini zikrederken, kardeşlerim şunu da anlamak lazım: Mübarek Efendim bir vasiyet bırakmış. Bu vasiyeti ise; hizmet etmiş olduğu ve tevhidî alıştırdığı insanlarda bırakmış olduğu yüksek ruh hâlinin aynası olacak sözlerle ifade etmiş ve her bir kardeşimiz kendisini bu aynaya vurmalı. Mübarek Efendimin, ruhları bu en yüksek derecelere çıkartan bu hizmetine karşılık kendi hâl ve durumunu buna vurmalı ki, kendi durumunun nerde olduğunu bilmeli.

Onun İslâm’a hizmetine, Sünnet’e hizmetine, Allah sevgisi, Peygamber sevgisi, Sahabe ve Tevhid’e yönelik bütün ahlâkına sirayet eden hâllerinde, ben nerdeyim?

Mübarek Efendimin bizlere bırakmış olduğu vasiyeti. Buyuruyorlar ki:

“Ben sizlere tevhidî alıştırdım. Ben sizlere Peygamber (s.a.v)’in sünnetini ve sevgisini alıştırdım. Ben sizlere Sahabe ve Ehl-i Beyt’in yolunu ve sevgisini alıştırdım ve hamdolsun ki, bunlar da sizlerin kalplerinde, gönüllerinde ma’kes buldu. Eğer sizlere alıştırdığım bu nimetleri muhafaza ederseniz, Rabbimden ümidim odur ki, dünya ve ahiret sizinle beraberim inşallah.”

 Cenâb-ı Hakk Mübarek Efendimin bu vasiyetinde alıştırdığı ve bizlere emanet bıraktığı bu nimetleri sadırlarında zayıflatmadan, bu nuru söndürmeden, emaneti Rabbu’l-âlemine kavuşuncaya kadar sadrında şükrân-ı nimetle taşıyan salih, bahtiyarlar olarak ömrümüzü tamamlamayı nasip etsin inşallah.

 Cenâb-ı Hakk, Mübarek Efendimin kendisine ve Habibi’ne yakınlığını en ziyade kılsın inşallah. Bizleri de yarın mahşer gününde “Kıyamet gününde kişi sevdiği ile birliktedir” hadis-i şerifinin müjdesi, hükmünce mahşer gününde Mübarek Efendimizin etrafında, livâu’l-hamd sancağına öylece kavuşanlardan kılsın inşallah.

 Veselâmün ale’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemân.Ve’s-selâmü alâ men ittebea’l-hüdâ.

 Başyazarımızın irad buyurdukları konuşmasının ardından Abdullah Farukî hazretlerinin kendi sesinden görüntülü olarak hazırlanmış bir sinevizyon gösterimi oldu. Üstad Hazretlerinin çeşitli sohbetlerinden derlenmiş nasihatler güldestesi niteliğindeki gösterim, zaten saatlerdir kendisinden bahsedilen Sultan-ı Zaman’a karşı daha derin bir hasret ve hüznün yaşanmasına sebep oldu. Ve Abdullah Farukî el- Müceddidî hazretlerinin vefatının 9. yılı anısına düzenlen anma etkinliği sinevizyonun ardından unutulmaz hatırâtıyla sona erdi.